Boston'da Öğrenci Olarak İlk Yılım: Beklentiler ve Gerçekler
24 yaşında iki bavulla Boston'a gelen bir Türk öğrencinin ilk yıl deneyimleri: kültür şoku, bürokratik engeller, akademik farklılıklar ve kişisel büyüme.
Boston’da Öğrenci Olarak İlk Yılım: Beklentiler ve Gerçekler
Ağustos 2019’da, iki büyük bavulla Boston Logan Havalimanı’na indiğimde, hem heyecanlı hem de korkmuştum. 24 yaşındaydım, ilk kez Türkiye’den bu kadar uzağa gidiyordum ve master programım için Boston University’de okuyacaktım. Kafamda Boston hakkında bir sürü hayal vardı - Harvard Square’de kitap okuyan öğrenciler, Charles River kenarında koşan insanlar, tarihi binalar… Ama gerçek, hayal ettiğimden çok daha karmaşık ve zengin çıktı.
İlk Gün: Kültür Şoku Başlıyor
Havalimanından Uber ile Allston’daki apartmanıma gittim. Şoför, çok konuşkan bir Amerikalıydı. “Where are you from?” diye sordu. “Turkey” dedim. “Oh, I love Turkish food! Kebab, right?” dedi. İlk stereotip karşılaşmam böyle başladı.
Apartmanım, Commonwealth Avenue üzerinde, BU kampüsüne 10 dakika yürüme mesafesindeydi. İki odalı, iki Amerikalı roommate ile paylaşacaktım. Kapıyı açtığımda, ikisi de oturma odasında oturuyordu.
“Hey! You must be the new roommate from Turkey!” dedi biri. İsmi Jake’di, Boston’lu, engineering öğrencisiydi. Diğeri Sarah, New York’tan, public health programındaydı.
İlk gece, onlarla oturma odasında pizza yedik. Domino’s siparişi. Jake, “Welcome to America, where pizza is a food group” dedi ve güldü. O gece, saat farkından dolayı uyuyamadım. Saat 3’te uyanıktım, İstanbul’da öğlen oluyordu. Ailemi aradım, “Her şey yolunda” dedim. Ama içimde garip bir boşluk hissi vardı.
İlk Hafta: Oryantasyon ve Bürokrasi
BU’nun international student orientation’ı, ilk haftanın en yoğun kısmıydı. Yüzlerce uluslararası öğrenci, Metcalf Hall’da toplandık. Çinliler, Hintliler, Koreliler, Latin Amerikalılar… Ve ben, salondaki tek Türk.
I-20 ve SEVIS Check-in
İlk gün, International Students & Scholars Office (ISSO) check-in yaptık. I-20 belgemi verdim, pasaportumu gösterdim. Memur, “Welcome to BU! Remember, you must maintain full-time enrollment and report any address changes within 10 days” dedi.
O an, F-1 vizesinin ne kadar ciddi olduğunu anladım. Türkiye’de öğrenciyken, okulu bırakmak veya ara vermek kolaydı. Ama burada, eğer full-time enrollment’ı kaybedersem, vizem iptal olurdu.
SSN Başvurusu
İkinci gün, Social Security Number (SSN) başvurusu için Social Security Office’e gittik. Sıra çok uzundu, 2 saat bekledim. Nihayet sıram geldiğinde, memur, “Do you have a job offer?” diye sordu.
“Yes, I have an on-campus job as a research assistant” dedim ve offer letter’ı gösterdim.
“Okay, you’ll receive your SSN card in 2-3 weeks” dedi.
SSN olmadan banka hesabı açamıyordum, telefon hattı alamıyordum. İlk 3 hafta, SSN beklerken çok zorlandım.
Banka Hesabı ve Kredi Kartı
SSN geldiğinde, hemen Bank of America’ya gittim. Checking account açtım. Ama kredi kartı başvurusu yaptığımda, “Sorry, you don’t have credit history” dediler.
Türkiye’de kredi kartım vardı, ama burada hiçbir şey sayılmıyordu. Sıfırdan başlıyordum. Sonunda, “secured credit card” aldım - $500 deposit yatırıp, $500 limitli kart. İlk adım böyle atıldı.
Akademik Hayat: Beklentiler vs Gerçekler
Beklenti: Kolay Olacak
Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde mühendislik okumuştum. Akademik olarak güçlü bir geçmişim vardı. “Master programı zor olmaz” diye düşünüyordum.
Gerçek: Çok Farklı Bir Sistem
İlk dersim, “Machine Learning” idi. Profesör, ilk gün, “This course requires 15-20 hours of work per week outside of class” dedi. Şok oldum. Haftada 15-20 saat? Sadece bir ders için?
Ama gerçekten öyleydi. Her hafta:
- 2-3 chapter okuma (her biri 40-50 sayfa)
- Problem set (5-10 soru, her biri 1-2 saat)
- Programming assignment (10-15 saat)
- Quiz hazırlığı
Türkiye’deki sistemden çok farklıydı. Orada, final sınavı her şeyi belirliyordu. Burada ise, her hafta bir şeyler teslim ediyorduk. Sürekli çalışmak gerekiyordu.
Participation Culture
Bir diğer şok, “participation” kültürüydü. Profesörler, derste soru soruyordu ve öğrencilerin cevap vermesini bekliyordu. Türkiye’de, sessizce oturup not alırdık. Burada, sessiz kalmak “engaged değilsin” anlamına geliyordu.
İlk haftalarda, derste hiç konuşmadım. Çekingendim, İngilizcem yeterince iyi değildi. Ama bir gün, profesör, “You’ve been quiet. What do you think?” diye bana sordu. Kalbim hızla atmaya başladı. Bir şeyler söyledim, ama ne dediğimi bile hatırlamıyorum.
Zamanla alıştım. Semester sonunda, aktif olarak katılıyordum. Ama ilk aylar gerçekten zordu.
Office Hours Kültürü
Türkiye’de, profesörlere sadece sınav öncesi sorular sorardık. Burada, “office hours” vardı - profesörlerin haftada 2-3 saat, ofislerinde öğrencileri kabul ettiği zamanlar.
İlk başta, “Office hours’a gitmek, profesörü rahatsız etmek” diye düşündüm. Ama bir arkadaşım, “No, they expect you to come. It’s part of the culture” dedi.
İlk office hours’a gittiğimde, profesör çok yardımseverdi. Sorularımı cevapladı, ek kaynaklar önerdi. O andan itibaren, düzenli olarak office hours’a gitmeye başladım. Bu, akademik başarımı çok artırdı.
Sosyal Hayat: Yalnızlık ve Topluluk Bulma
İlk Aylar: Yalnızlık
İlk 2-3 ay, çok yalnızdım. Roommate’lerim arkadaş canlısıydı, ama onların kendi sosyal çevreleri vardı. Ben, çoğu zaman odamda, ders çalışıyordum.
Hafta sonları en zordu. Jake ve Sarah, arkadaşlarıyla dışarı çıkıyordu. Ben, apartmanda tek başımaydım. Türkiye’yi, ailemi, arkadaşlarımı çok özlüyordum.
Bir Cuma gecesi, oturma odasında tek başıma oturuyordum. Sarah, “Hey, we’re going to a party. Wanna come?” diye sordu. Gittim. Ama partide, kimseyi tanımıyordum. Herkes kendi gruplarıyla konuşuyordu. 30 dakika sonra, eve döndüm.
Türk Öğrenci Derneği
Ekim ayında, BU Turkish Student Association’ın (TSA) bir etkinliği vardı. “Turkish Night” - Türk yemekleri, müzik, dans. Gittim.
Orada, 20-30 Türk öğrenci vardı. İlk kez, aylardır, Türkçe konuşuyordum. İlk kez, “anlaşıldığımı” hissettim. Lahmacun yedik, Tarkan dinledik, sohbet ettik.
O geceden sonra, TSA’nın düzenli üyesi oldum. Her ay, bir etkinlik yapıyorlardı. Türk gecesi, piknik, bowling… Bu etkinlikler, sosyal hayatımın merkeziydi.
Uluslararası Arkadaşlıklar
TSA’da, sadece Türkler değil, Türkiye’ye ilgi duyan Amerikalılar ve diğer uluslararası öğrenciler de vardı. Orada, en yakın arkadaşlarımdan birini buldum - Maria, Meksika’dan, economics programındaydı.
Maria da, ilk yılında yalnızlık çekiyordu. İkimiz, benzer deneyimler yaşıyorduk - kültür şoku, akademik baskı, aile özlemi. Birbirimize destek olduk.
Zamanla, uluslararası bir arkadaş grubu oluşturduk. Türkiye’den ben, Meksika’dan Maria, Hindistan’dan Raj, Çin’den Wei. Haftada bir, birlikte yemek yiyorduk. Herkes kendi ülkesinden bir yemek yapıyordu. En güzel anılarım, o yemeklerdi.
Günlük Hayat: Küçük Şoklar
Yemek Kültürü
Boston’da yemek, Türkiye’den çok farklıydı. İlk şok, porsiyon büyüklüğüydü. Bir restoranda “medium” pizza sipariş ettim. Geldiğinde, 4 kişilik bir pizza vardı. “This is medium?” diye sordum. Garson güldü, “Yeah, American portions are big.”
Bir diğer şok, yemek saatleriydi. Türkiye’de, akşam yemeği saat 8-9’da yenirdi. Burada, insanlar saat 6’da yemek yiyordu. İlk aylar, saat 9’da acıkıyordum ve her yer kapalıydı.
Türk yemeği bulmak da zordu. Boston’da birkaç Türk restoranı vardı, ama pahalıydı. Bir porsiyon kebap $15-20. Türkiye’de 50 lira olan şey, burada $20.
Sonunda, kendi yemeklerimi yapmaya başladım. Whole Foods’tan malzeme alıyordum. Ama bazı malzemeler yoktu - pul biber, sumak, tarhana… Aileme, “Lütfen tarhana gönderin” diye yalvardım.
Ulaşım: MBTA (The T)
Boston’un toplu taşıma sistemi, MBTA (herkes “The T” diyordu), İstanbul’dan çok farklıydı. İlk şok, fiyattı. Tek yön $2.40. Türkiye’de, İstanbulkart ile 5 lira (o zamanlar $0.60) idi.
Ama sistem, İstanbul’dan daha düzenliydi. Metrobüsler zamanında geliyordu (çoğunlukla). Ama kışın, kar yağdığında, sistem çöküyordu. Bir gün, -15°C’de, 30 dakika otobüs bekledim. Dondum.
Hava: Kış Şoku
İstanbul’da kış, nispeten ılıktı. Ama Boston’da kış, bambaşkaydı. Ocak ayında, sıcaklık -20°C’ye düştü. Rüzgar hızı 50 km/saat. “Wind chill” denen bir şey vardı - hissedilen sıcaklık -30°C.
İlk kar fırtınasında, 60 cm kar yağdı. Üniversite kapandı. Elektrikler kesildi. 2 gün, apartmanda sıkışıp kaldık. O zamana kadar, kar romantikti. O günden sonra, kar korkutucuydu.
Sağlık Sistemi: Pahalı ve Karmaşık
Kasım ayında, grip oldum. Türkiye’de, eczaneye gider, ilaç alırdım. Burada, “You need to see a doctor” dediler.
BU’nun student health center’a gittim. Randevu aldım - 3 gün sonra. Türkiye’de, aynı gün doktora giderdim.
Doktor, muayene etti. “It’s just a cold. Rest and drink fluids” dedi. 5 dakikalık muayene. Sonra fatura geldi: $150. Neyse ki, student health insurance karşıladı. Ama şok oldum. Türkiye’de, devlet hastanelerinde ücretsizdi.
Akademik ve Kişisel Gelişim
İngilizce: Hala Öğreniyorum
Türkiye’de, İngilizcem iyiydi. TOEFL’den 100+ almıştım. Ama burada, gerçek İngilizce çok farklıydı.
İlk zorluğum, “slang” ve “idioms” idi. Bir gün, Jake, “I’m gonna bounce” dedi. “Bounce? Zıplamak?” diye düşündüm. Sonra öğrendim, “I’m leaving” demekti.
Bir diğer zorluk, hızlı konuşmaydı. Amerikalılar, çok hızlı konuşuyordu. Özellikle grup sohbetlerinde, kaybediyordum. Birisi bir şaka yapıyordu, herkes gülüyordu, ben anlamıyordum.
Zamanla, iyileştim. Netflix dizileri izledim (subtitles ile başladım, sonra kapattım). Podcast dinledim. Amerikalı arkadaşlarımla konuştum. Yıl sonunda, çok daha rahat konuşuyordum.
Bağımsızlık: Kendi Başıma Yaşamak
Türkiye’de, ailemle yaşıyordum. Annem yemek yapıyordu, çamaşırlarımı yıkıyordu. Burada, her şeyi kendim yapıyordum.
İlk çamaşır yıkama deneyimim felaketti. Beyazları ve renklileri ayırmamıştım. Beyaz tişörtlerim pembe oldu. Jake güldü, “Classic mistake.”
Yemek yapmayı öğrendim. İlk başta, sadece makarna ve pizza yapıyordum. Sonra, YouTube’dan Türk yemekleri öğrendim. Mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav… Roommate’lerim, “This smells amazing!” diyordu.
Bütçe yönetmeyi öğrendim. Aylık bütçem:
- Kira: $800 (oda paylaşımlı)
- Yemek: $300
- Ulaşım: $90 (aylık T pass)
- Telefon: $40
- Diğer: $200
- Toplam: ~$1,430
Research assistant olarak, aylık $1,500 alıyordum. Çok sıkı bir bütçeydi. Türkiye’deki arkadaşlarım, “Amerikada çok para kazanıyorsundur” diyordu. Gerçek, çok farklıydı.
Kültürel Farkındalık
Boston, çok çeşitli bir şehirdi. Farklı ırklardan, dinlerden, kültürlerden insanlar vardı. Bu çeşitlilik, bana çok şey öğretti.
Bir gün, Raj (Hintli arkadaşım), “In India, we don’t eat beef” dedi. O zamana kadar, bu kadar ciddi bir konu olduğunu bilmiyordum. Maria, “In Mexico, we celebrate Día de los Muertos” dedi ve bana fotoğraflar gösterdi.
Her arkadaşımdan, farklı bir kültür öğrendim. Ve onlara, Türk kültürünü öğrettim. Ramazan’da, iftar yemeği düzenledim. Arkadaşlarım, “What is Ramadan?” diye sordu. Açıkladım. İftar yemeğine geldiler. Çok güzel bir deneyimdi.
Yıl Sonu: Değişim ve Büyüme
Mayıs ayında, ilk yılım bitti. Final sınavları bitti, notlarım açıklandı. GPA: 3.7. Başarılıydı.
Ama asıl başarım, akademik değildi. Asıl başarım, hayatta kalmaktı. Kültür şokunu atlatmak, yalnızlığı yenmek, bağımsız olmayı öğrenmek, yeni bir dilde iletişim kurmak… Bunlar, notlardan çok daha önemliydi.
Yaz tatili için Türkiye’ye döndüğümde, ailem, “Çok değişmişsin” dedi. Haklıydılar. Daha bağımsızdım, daha özgüvenliydi m, daha açık fikirliydim.
Beklentiler vs Gerçekler: Özet
Beklenti: Boston, romantik bir şehir, tarihi binalar, entelektüel atmosfer. Gerçek: Evet, ama aynı zamanda pahalı, kışı çok sert, ve günlük hayat zor.
Beklenti: Akademik olarak kolay olacak. Gerçek: Çok farklı bir sistem, sürekli çalışma gerektiriyor.
Beklenti: Hemen arkadaş bulacağım. Gerçek: İlk aylar çok yalnız, ama zamanla topluluk buldum.
Beklenti: İngilizcemle sorun yaşamayacağım. Gerçek: Akademik İngilizce farklı, günlük İngilizce farklı. Hala öğreniyorum.
Beklenti: Amerikada yaşamak lüks olacak. Gerçek: Öğrenci olarak, sıkı bir bütçeyle yaşıyorum.
İlk Yıl Tavsiyeleri: Gelecek Öğrencilere
1. Açık Fikirli Olun
Beklentilerinizi bir kenara bırakın. Her şey, hayal ettiğinizden farklı olacak. Bu farklılığı kucaklayın.
2. Topluluk Bulun
Yalnızlık, en büyük düşman. Türk öğrenci derneklerine katılın, uluslararası öğrenci etkinliklerine gidin. Topluluk, hayatta kalma anahtarı.
3. Office Hours’a Gidin
Profesörlerle iletişim kurun. Office hours, akademik başarının sırrı.
4. Bütçenizi Planlayın
Boston pahalı. Aylık bütçenizi yapın ve ona sadık kalın.
5. Kışa Hazırlıklı Olun
Kalın mont, kar botu, eldiven, atkı, bere… Bunlar lüks değil, gereklilik.
6. İngilizce Pratiği Yapın
Diziler izleyin, podcast dinleyin, Amerikalı arkadaşlarla konuşun. İngilizce, sadece sınıfta değil, her yerde gelişir.
7. Kendi Yemeklerinizi Yapın
Dışarıda yemek çok pahalı. Kendi yemeklerinizi yapın, para biriktirin.
8. Sabırlı Olun
İlk aylar zor. Ama zamanla, her şey kolaylaşır. Kendinize zaman tanıyın.
9. Ailenizle İletişimde Kalın
WhatsApp, FaceTime, Skype… Ailenizle düzenli konuşun. Onlar, en büyük desteğiniz.
10. Deneyimi Yaşayın
Sadece ders çalışmayın. Boston’u keşfedin, etkinliklere katılın, yeni şeyler deneyin. Bu, bir ömür boyu sürecek bir deneyim.
Son Söz
Boston’da ilk yılım, hayatımın en zor ama en değerli yılıydı. Çok şey öğrendim - sadece akademik olarak değil, hayat olarak. Bağımsız olmayı, farklı kültürleri anlamayı, zorluklarla başa çıkmayı öğrendim.
Eğer siz de Boston’a (veya ABD’nin herhangi bir şehrine) öğrenci olarak geliyorsanız, size şunu söylemek isterim: Hazır olun, ama korkmayin. Zorluklar olacak, ama her zorluk, bir büyüme fırsatı. Ve yıl sonunda, geriye dönüp baktığınızda, “Bunu başardım” diyeceksiniz.
Başarılar!